Ben Yasemin.
Tam olarak 31 yaşındayım. Yaşımı özellikle yazıyorum ki seneler sonra dönüp baktığımda, "Ben bu blogu kaç yaşındayken açmıştım ya?" diye düşünmeyeyim.
Uzun süre yaş aldığımı ve büyüdüğümü kabul etmek istemeyen biri olarak size rahatlıkla söyleyebilirim ki; yetişkinlik gerçekten boktan. Sorumluluk almak, aldığın sorumluluğun bile sorumluluğunu almak, her şeyi biliyormuş ve başarabiliyormuş gibi yapmak, sürekli en doğru kararı vermeye çalışmak, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmek, bitmek bilmeyen ikilemler ve bir de üzerine geç kalmışlık hissi... Hepsi bir araya gelince insan kendini kocaman bir buhranın içinde buluyor.
İşte ben de tam olarak çıkış yolumu aradığım, hatta önce yolun kendisini bulmaya çalıştığım yaştayım. Ve evet... Artık yetişkin olduğumu kabul ettim.
Hayatım boyunca hep bir arayış içinde oldum. Çevrenizde sürekli fikir değiştiren, yerinde duramayan, bir gün söylediğini ertesi gün değiştiren o "deli" insanlar vardır ya... Ben onlardan biriyim. Bir gün çömlek yapmaya merak salarım, ertesi gün kürek çekmeye başlarım. Bir bakmışsınız Antalya'dayım, sonra bir bakmışsınız Amsterdam sokaklarında geziyorum.
Son zamanlarda ise dışarıda değil, daha çok kendi içimde yolculuk ediyorum. Kendime sürekli aynı soruları soruyorum:
"Ben kimim?"
"Ne istiyorum?"
"Neden buradayım?"
"Beni gerçekten mutlu edecek şey ne?"
Sanırım insanların "ikinci ergenlik" dediği dönem tam olarak bu. Ben buna 30'lu yaşlar sendromu diyorum.
Kadınların bu dönemleri erkeklere göre daha yoğun, daha derin ve bazen de daha dramatik yaşadığını düşünmüşümdür hep. Ve açıkçası bu bana biraz komik geliyor. Madem hepimiz benzer şeylerden geçiyoruz, neden buna birlikte gülmeyelim diye düşündüm.
İşte bu blog da tam olarak bunun için var.
Burası sadece yazılarımı paylaştığım bir yer değil. Arayışıma ortak olmanızı istediğim bir günlük gibi. Bazen izlediğim bir filmi konuşacağız, bazen okuduğum bir kitabı, bazen çevirmeye çalıştığım bir şarkıyı, bazen de aklıma gecenin üçünde düşen anlamsız ama bir o kadar gerçek soruları...
Çünkü hayat zaten başlı başına uzun ve yorucu bir maraton. Belki de en büyük maraton, insanın kendini araması.
Bu yazıyı okuduktan sonra beni tamamen tanımanızı beklemiyorum. Hatta amacım hiçbir zaman kendimi anlatmak olmadı. Amacım, bu yolculukta bana eşlik etmeniz.
Umarım hepimiz kendi yolumuzu buluruz.
Hem de yolun sonundaki ışığı görmek zorunda kalmadan.